18 Kasım 2014 Salı

ANNE BABA OLMAK…


Anne baba olduk mu duyguları uçlarda yaşamaya başlamışızdır biz. Bitmeyen endişeler yanı başımızdadır artık. Daha bir hassas olmuşuzdur etrafımızda olup bitenlere, daha çok düşünmeye başlamışızdır geleceği.  “Neler yapmalı?” “Nasıl yapmalı?” soruları sarmıştır benliğimizi. Çokça yorgunuzdur ama durmayız, duramayız yapacak çok işimiz vardır çünkü. En masum, en saf sevgiyle döşenmiş yolumuzda, mutlu, gururlu yürümeye çalışıp zaman zaman tökezleyip  zaman zaman koşuveren kişileriz, anne babayız artık bizler……

İşte bu yolculukta çocuklarımız ve biz anne babalar nerelerdeyiz?...…  Doğru yerlerde olabilmek ve olduğumuz yerlerden birbirimize ulaşabilmek için iletişim zincirini oluşturabiliyor muyuz diye durup bir bakalım kendimize.
Çocuklarımızı hepimiz dinliyoruz ama gerçekten onları ne kadar duyduğumuzu sordunuz mu hiç kendinize?..…
Sorunlarını çözmek için onları cesaretlendiriyor muyuz yoksa zaman dar, acelemiz var gibi mazeretler çocuklarımızın önüne geçip onlara fırsat tanımamıza engel mi oluyor?..…
Ya sorumlulukları???   Bu karmaşık dünya kuralları ile başa çıkabilmek için sorumlulukları olduğunu hatırlatıyor muyuz kendilerine?..…
Kurallarımızda devamlılık gösterebiliyor muyuz yoksa söylemlerimiz koşullara, zamana göre farklılık mı gösteriyor?..…
Olumlu davranışlarını görüyor muyuz yoksa yaptıklarını zaten yapmaları gereken şeyler olarak mı düşünüyoruz?...…
Yaşamlarını planlarken onların çokta ait olmadığı bizim düzenimiz ve doğrularımızın içine mi çekiyoruz çocuklarımızı?..…
Meraklı olmalarını teşvik ediyor muyuz yoksa çok sorup araştırmaları bizm için baş edilemeyecek bir süreç mi?.....
Başarı olarak ne bekliyoruz??? İyi bir okul kariyeri mi, yoksa iyiliği, mutluluğu ile ön planda olabilmeyi başarmış bir kimlik mi?  Hangisi bizim önceliğimiz???.....
Tiyatroya gidiyor musunuz? İkiniz sırt sırta verip kitap okuyor musunuz?  En son ne zaman top oynayıp birbirinizi yakaladınız? Yoksa tüm boş zamanlarınız kurs yolların da mı geçiyor?..…
Geceleri yatakları ayıramayan kim? Çocuğumuz mu bizden ayrılamıyor yoksa korkuyor, bizim oda daha sıcak, o da yalnız ben de, o yatamaz şimdi diyerek biz mi ondan kopamıyoruz?..…
Çocuklarınızın arkadaşları varken onlarla arkadaş olmak için yarışıp anne baba kimliklerinizi  kaybettiniz mi?.....


















Peki…. İsteklerinizi, hayallerinizi, kendinizi bir kenara bırakıp hayatınızın merkezine çocuklarınızı mı aldınız?..... Ben ne istiyorum, bu hayatta benim yerim nerede sorularına yanıtınız var mı?.... 
Kendinizi zamansız ve çokça tükettiğiniz  için onlar tırmanırken siz yukarı çıkacak gücü bulamıyor  musunuz kendinizde?....
Belki farkında olmadan belki iyi ve bize göre doğru niyetlerle bir veya birden fazlasını yapıyoruz. Bu davranışlar bizim ve çocuğumuz arasındaki iletişim zincirini kıran noktalardan bazılarıdır.

Peki aramızdaki  iletişim zincirini kurabilmek için yapmamız gerekenler neler???

Öncelikle onları ciddiye alıp ne dediklerini duymaya çabaladığımızı göstermeliyiz. Bize geldiklerinde sevgiyi, güveni ve her şeyin cevabını bulacaklarını, hatalarının sorgulanacağını ama sevginin asla yargılanmayacağını bilmeliler. Kendilerini önemli ve önemsenmiş hissetmeliler. Duygularımızı onlara ulaştırırsak bizim onlara sunduğumuz anlayışı kucaklayacaklardır.
Duyguları ve niyeti doğru bir şekilde algılayabilmeleri ve duruma uygun his ve davranışlar geliştirebilmeleri çok önemlidir. Toplum içerisinde etkili ve sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için çocuklarımızda empati becerisinin gelişimine öncelik vermeliyiz.
Unutmamalıyız ki; yanlış zamanda verilen fazla övgü ve güven birey olma sürecinde kendilerini gördükleri yer ile çevrenin onları koydukları yer arasındaki farkları büyütecektir. Böyle bir tutarsızlık arasında kalan çocuğun kaygı düzeyi artacak sorunlarla baş edebilme becerisi zayıflayacaktır. Bu yüzden sevgi sözlerini ve sevgiyi ölçülü kelimeler ve davranışlarla göstermeliyiz onlara.

 Kaçınmamız gereken bir diğer iletişim engeli de “etiketlemektir”. Çocukta var olan durumun sürekli söylenmesi, algının büyümesine ve yerleşmesine neden olacak çocuk için durum normalleşecek ve bu durumu kendisinin doğal bir parçası olarak algılayacaktır. Maalesef günümüzde çocuklarımızı hazır olmadıkları yerlere çıkarıp taşıyamayacakları yükleri ve sözleri yığıyoruz üstlerine… 
İletişimi engelleyen ve yanlış tarafa yönlendiren bu durumlardan her zaman uzak durmalıyız.
Anne baba olarak hepimizin bildiği ama bazen unuttuğu duyguları ve davranışları tekrar düşünmenizi, durup bir nefes alıp kendi hikâyenize bir göz atmanızı istedim…
Okurken çocuklarınızla kurduğunuz iletişim dilini tekrar gözden geçirebildiyseniz, süreci doğru yapılandırmak için kendinizin de önemli ve değerli olduğunu unutmadan yola devam edebilirseniz, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek için ilk adım atılmış demektir.


                                                                                                        Neslihan GİRGİN
                                                          Psikolog & Aile Danışmanı

10 Ekim 2014 Cuma

ANAOKULUNA BAŞLIYORUM (Z)

Hem çocuk hem aile için zor bir süreçtir anaokuluna uyum dönemi. Anaokuluna başlayan bir çocuk ilk defa evinden farklı bir ortamda tek başına zaman geçirmekte, ilk defa güven objesi olarak gördüğü annesinden, ya da onu büyüten kişiden uzakta kalmaktadır. Çocuğun bireyselleşmek için attığı bu ilk adımda aile de bir adaptasyon sürecinden geçmektedir. En kıymetli varlığı olan çocuğundan ilk kez uzun aralıklar ile ayrı kalacak aile için de bu dönem zaman zaman sancılı olabilmektedir.

 Çocuğun anaokuluna başlama sürecinde sadece çocuğun değil, ailenin de duygusal olarak hazır olması gerekir. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak ebeveynin üzüntü ve kaygısını hissetmesi anaokuluna uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Çoğunlukla karşılaşğımız durum ebeveynlerin çocuklarının ağlamalarına dayanamadıkları noktada onları anaokulundan alma davranışı göstermeleridir. Bu tutum çocuğun gelişimi için oldukça tehlikeli bir durumdur. Bu nedenle annenin duygusal olarak bu kısa süreli ayrılık sürecine hazır olması ya da iki tarafın ayrılık anksiyetesi yaşamaması için kurum psikologu ve öğretmeni ile birlikte hareket edilmesi önemlidir.

Peki ; çocuğunuzun bireyselleşmeye adımı olan anaokuluna alışma sürecinde nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?
Eğer okulun ya da ailenin programı uygunsa, çocuğun oyun grubu ile başlaması en uygun olanıdır. Oyun grubunun özelliği haftada birkaç gün ve kısa saatler olmasıdır, 3 yaş ve biraz altındaki çocuklar için gerekli ve uygun olacaktır. Oyun Grubu programı sonrası çok rahat, kolaylıkla anaokulu programına başlayabilirler. Oyun Grubu uygun değilse, anaokuluna başlarken Adaptasyon Programı uygulanılmalıdır. Anaokuluna başlayan bir çocuğun ilk 15–20 günü, bazı çocuklarda da birinci ayı adaptasyon dönemi olarak adlandırılır. Bu süreç içinde çocuğun yaşadığı kaygı  normal olarak değerlendirilir. Önemli olan  bu süreçte anaokulunun doğru seçilmiş olması ve çocuğa profesyonel bir şekilde bu evrede destek verilmesidir.
Çocuğun okula karşı güven duygusu oluşturabilmesi için ilk günler sizi okulda görmesi son derece önemlidir. Bu güvenin oluşturulması için gerektiğinde ebeveyne kademeli uzaklaştırma uygulanabilir. Birinci gün ofiste bekleme, ikinci gün, bahçede bekleme, üçüncü gün sadece öğlen yemeğinde görüşme gibi. Size olan güvenini sarsmamak için bu dönemde ben burada seni bekliyorum diyerek okuldan habersizce ayrılmamalısınız. Öğretmen birlikte hareket edin. Öğretmenine güven duyan bir çocuk zamanla ebeveynin yokluğundan kaygı duymayacak, okula ve arkadaşlarına uyum sağlayarak sağlıklı bir sosyalleşme süreci geçirmiş olacaktır.

 Sakin kalmaya çalışın. Kaygı, özellikle ebeveynle çocuk arasında bulaşıcıdır. Çocuk, kaygı duyduğu, canı sıkıldığı her durumda ne kadar endişelendiğinizi anlamak için size bakacak ve endişeli olduğunuzu gördüğünde, bu kendi korkularının yerinde olduğunu doğrulayacaktır. Bu nedenle ne kadar tedirgin, gergin olursanız olun, dışarıdan bakıldığında sakin ve rahat görünmeye çalışın.
Vedalaşmayı uzun sürdürmeyin. Yanında olmadığınızda onun mutlu ve rahat olacağına ilişkin ona güven verin.



Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verin. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir. Sakinleşsin, dinlensin, aman üstüne varmayalım diye çocuğu evde tutmak, çocuğun okula adaptasyonun sadece geciktirir iyileştirmez. Çocuğun yanında okulla ilgili olumsuz yorumlar yapılmamalı okula devamı konusunda yüreklendirilmelidir.

Anaokuluna uyum dönemini aşan çocuğun özgüveni artacak, merdivenin basamaklarını güvenli adımlarla tırmanacaktır. Tüm bu çabaların asıl amacı ise; kendine güvenen, hayata karşı güçlü, zorluklarla baş edebilen, çabuk pes etmeyen, kendi ayakları üzerinde durabilen, duyarlı  ve sağlıklı bireyler yetişmesine imkan sağlamaktır.
Unutmayalım ki; büyüyen her çocuk bireyselleşmek için çaba gösterir.
                                                                                                                                   
                                                                                                                         Psk. Pınar Kırkan

8 Eylül 2014 Pazartesi

OKULLAR AÇILIRKEN ANNE BABALARA ÖNERİLER


Okulların açılma zamanı geldiğinde hem anne babalarda, hem de çocuklarda tatlı bir telaş başlar. Hem heyecan vardır, hem kaygı.. Anne babalar, her yıl bu dönemde " bu sene geçen sene yaptığımız hataları yapmayalım" duygusuyla çeşitli kararlar alırlar. Çocukları motive etmeye çalışırlar. Kimi zaman kurallar koyarlar, kimi zaman ödül ve ceza..  Ama çoğunlukla her sene bir önceki sene gibi geçer. Bu sene de okula başlayan çocukların anne babalarına bazı önerilerde bulunmak istedim...


Ailenin ve çocugun ilk hedefi çoğunlukla ' Başarı ' dır. Başarıda en önemli  faktör sanıldığı gibi çok çalışmak değil etkili ve verimli çalışmaktır. Bu nedenle çocuğa zamanı iyi kullanmasını ve yönetebilmesini öğretin. Programını öyle yapmalı ki ders çalışmasının yanı sıra bir spor ya da müzik etkinliğine zamanı kalsın. Tüm gününü masa başında verimsiz bir şekilde geçirmesi yerine, keyif alacağı etkinliklere de zamanı kalması çok önemli.

 Çocuk kendi görevleriyle baş başa kalmalıdır. Onun görevini üstlenip, sorunu çözmeye kalkışan anne ya da baba, yaşam boyu bu sorumluluğu taşımak zorunda kalır. Bu nedenle çocuk dersini çalışırken ebeveynden aynı masayı paylaşmamasını isteriz. Ancak anlaşılmayan sorular için çocuk ebeveyne başvurabilmelidir. Ödevini yapmadığı zaman çocuk kendi sorununu öğretmeni karşısında kendi başına çözebilme yollarını bulmalıdır. Örneğin; Çocuk ödevini yapmadığında annesi arayıp öğretmene bitiremediklerini haber verir. Ya da yetiştiremiyor diye annesi ödevinin bir kısmını yapar. Bu durumda da çocuk kendi sorumluluğunu almayı öğrenemez.

Eğer çalışma davranışının sıklığı artırılmak isteniyorsa, çalışma, hoşlanılan ve sık yapılan bir başka etkinlikten önceye alınır. Bu kurala göre çocuğun hoşlandığı işi yapabilmesi için önce belirli bir miktarda ders çalışması gerekecektir. Örneğin; çocuğunuz bilgisayar oynamaktan hoşlanıyor ve her akşam belirli bir süre bilgisayar oynuyorsa, kendisi için şöyle bir kural koyabilir: ‘’Her gece  bilgisayar oynamadan önce şu kadar sayfa kitap okuyacağım’’ gibi. Böylece çocuk belli bir süre ders çalışmayı planlamış olacaktır.




      Başarıda ölçü başkaları değil, çocuğun kendisi olmalıdır.. Doğru olan başkalarıyla yarıştırmak yerine çocuğun kendisiyle yarışmasını sağlayabilmektir. Eğer çocuk bugün, düne oranla olumlu bir değişim göstermişse bu başarı sayılmalıdır. Yavaş yavaş çalışma zamanını arttırması için motive etmelisiniz. Çocuktan  ilk günden saatlerce ders çalışmasını beklemeyin.
Çocuğa yapabileceğiniz en büyük yardım ilgi ve yetenekleri doğrultusunda onu yönlendirmek, ihtiyacı olan desteği (özel öğretmen, kurs vs) ona sağlamak, sorununu çözmede yardımcı olmaktır. Çocuğu, başarılı arkadaşlarıyla kıyaslamak, aşağılamak bize bir şey kazandırmaz. Her çocuğun güçlü ve zayıf yönleri  vardır. Anne babaların görevi çocuklarının güçlü yönlerini bulup keşfetmek ve ona göre yönlendirmektir. Böylece başarılı olma olasılıklarını arttırmış oluruz.
Anne ve baba olarak geçmiş okul yaşantınızdaki başarılarınızı çocuğunuzun tekrarlamasını beklemek ya da elde edemediklerinizi çocuklarınızı zorlayarak elde etmeye çalışmak, sadece kendinizi tatmin etmenizi sağlar. Çocuğunuzun size öfke duymasına sebep olur ve tepkisel olarak başarısız olmaya odaklanabilir.

 Çocuk eğitiminde kalıplardan kaçının. Herkesin yaptığı şey sizin çocuğunuz için doğru olmayabilir.

 Çocuğa soyut bilgi aktarımından ( ahlak dersi vermekten, azarlamaktan) kaçının. Bunun yerine onu olayların içine katarak somut bir şekilde yaşamasına fırsat verin.

 Davranışlarının, yaramazlığının sonuçlarına katlanmasını sağlayın. Masaya çay dökmüşse bırakın kendi temizlesin. Arkadaşının kalemini kırmışsa bırakın kendi harçlığı ile yenisini alsın.

 Anne ve baba olarak çocuğa ‘’tutarlı’’ ve ‘’kararlı’’ davranın. Kuralların ne olduğunu kesin ve net bir şekilde aktarın. Gerektiğinde esnek davranmayı da unutmayın.

Bu öneriler hepinizin bildiği ancak uygulama aşamasına gelindiğinde zorlandığınız durumlarla ilgiliydi. Zaman zaman bu önerileri yeniden okumak uygulama sıklığınızı arttıracaktır..

Yeni öğretim yılında tüm öğrencilere ve anne babalara başarılar dilerim.



                                                                                                                      Uzman Psikolog
                                                                                                                      Şebnem Türkdalı


28 Ağustos 2014 Perşembe

ÇOCUK VE OYUN

Her yetişkin yaşamının ilk yıllarını az ya da çok oyun oynayarak kurmuştur. Yetişkinlerin hatırladıkları çocukluk oyunlarını anlatırken bile nasıl neşe doldukları her hallerinden belli olur. Oyun çocuk için de yetişkin için de anlamlı bir rahatlama sürecidir. Kendi çocukluk sürecindeki oyunları, oyuncakları, oyun arkadaşlarını hatırlayan bir ebeveyn için çocuğunun oyun ihtiyacını karşılamamak söz konusu olamaz.

Günümüzde çocukların oyunları ebeveynlerinin hatırladığı oyunlara kıyasla genelde daha sınırlı mekanlarda, daha korumacı tavırlar arasında ve kesinlikle daha çok oyuncakla ancak daha çocuktan bağımsız görünüyor
Çocuklar artık çok daha çeşitli oyuncaklara sahip ancak alışveriş merkezlerindeki kapalı mekanlarda ya da parklarda yetişkinlerin göz hapsinde oyun oynuyorlar. Şanslı olan azınlık grup geniş fiziki koşullara sahip okullarda ve çevrelerde yaşıyor olsa da genellikle çocuklar sınırlı mekanlarda ve vakitlerde oyun oynayabiliyorlar.



Tüm bu değişen koşullar içinde ebeveynler çocuklarıyla oynarken bazen fazla korumacı bazen de aşırı yönlendirici olabiliyorlar. Ebeveynlerin kendi dönemleriyle çocuklarını değerlendirip ‘bizim zamanımızda böyle oyuncaklar yoktu, kıymetini bil’ ya da ‘bu çocuk çok şanssız hiç sokakta oynayamıyor’ gibi çocukları yargılayan ya da çocukları mağdur gören bakış açıları genellikle çocuğun oyununa şekil verme olarak davranışa dönüşüyor.
Çocuk, oyununda özgürce anlatmak ister dünyasını. Bu nedenle çocukla iletişim kurmanın, onu dinleyip anlamanın en kolay yolu oyununa katılmak ve en önemlisi oyununda izleyici kalabilmektir. Çocuklarınızla oynarken ‘istersen önce bunu kaldır sonra onunla oyna’ ‘bak bu ne renk, kırmızı’ ‘hadi şimdi bunları sayalım, bir ikiiii üüüüç…’ gibi hazır oyuna başlamışken bir şeyler öğreteyim, kurallar kayayım gibi amaçlarınız olmamalıdır. Oyun çocuğun öğrenme zamanı olmaktan çok, anlatma zamanıdır. Öğrenme sürecinde oyunun kullanılması profesyonel bir eğitim işidir ki ebeveynle çocuk arasındaki ilişki profesyonellikten çok anlayışla kurulur.


Anne babalar çocuklarıyla geçirdikleri zaman diliminde mutlaka oyun ve oyuncak seçimini çocuğa bırakmalıdırlar. Çocuk oynarken onun yönergelerini dinleyerek ona eşlik etmelidirler ve oyun içinde öğretici, yargılayıcı ya da manipülatif olmamalıdırlar.
Çocuğun gelişimi ve anne baba ile olan ilişkisinde oyun en güçlü araçtır. Bu aracı bol bol kullanmak ve çocuğun aracı yönlendirmesine izin vermek çocuğunuzla daha derin ilişkiler kurmanızı ve onun kendini ifade edecek keyifli bir ortam yaratmasını sağlayacaktır.
Çocuğunuzla koşulsuz ve en çocuk halinizle oyun oynayacağınız keyifli vakitler dilerim.

                   
                                                                                                             
             Psikolog
       Gülşah Sütlüoğlu

                                                                                                                                       

11 Ağustos 2014 Pazartesi

ÇOCUKLARIZI DEPRESYONA SOKMAYIN

               
"Süper çocuklar yetiştirmek uğruna çocuklarınızı depresyona sürüklemeyin."


Yeni nesil çocuklar artık küçük bir yetişkin gibi davransalar da onların hala bir çocuk olduğu unutulmaması gerekir. Çocuklar sahip oldukları bilgi ve beceriler, ilgi alanları, zihinsel yapıları, yorumları sayesinde artık "küçük bir yetişkin" gibi davranabilirler. Ancak bu durum beraberinde tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk ya da depresyona sebep oluyor.
"Acele ettirilen çocuklar"
Son yıllarda anne babalardan çocuklarıyla ilgili en çok "her çocuğun hoşuna gidecek şeyleri yaptırıyoruz, yine de mutlu olmuyor" , "bütün hafta sonlarımız koşuşturmacayla geçiyor." " ben küçüğün yüzmesini beklerken, babası ablayı piyano dersine götürüyor" gibi yorumlar alıyoruz. Buna karşılık çocuklardan ise "sabahtan öğlene kadar at biniyorum, dinlenmek için keman kursuna, sonra da etüde katılacağım. Aslında o saatte jiu-jitsum var ama sınavım var gitmiyorum. Düşük not alırsam annem başıma dikilir." serzenişleri geliyor. Bu durum "acele ettirilen çocuklar" kavramıyla açıklanabilir. Amerikalı Psikolog David Elkind tarafından ortaya atılan bu kavram çocukların zamanlarını ebeveynlerin tercihlerine göre düzenlediği, bu düzenlemenin de her hafta daha fazla ders, çocuğu sosyal, akademik ve kültürel alanlarda geliştirebilecek daha fazla aktivite anlamına geliyor. Bu aktiviteler yapılmadığı zamanlarda ise anne-babalar rahatsızlık duyuyor. "İyi ebeveynliğin" gereklerini yerine getiremediklerini hisseden anne babalar eğer çocukları kendileri için en iyi yüzücü olmak, jimnastik madalyası almak, en iyi dereceyle okuldan mezun olmak gibi ulaşılabilir fırsatları değerlendirmezlerse onları bir adım ileri taşıyacak şeyi kaçırmış olurlar mı sorusuna takılıyorlar. Bu yüzden de bu fırsatları sürekli artırmaya çalışıyorlar.



"Koruyan öneriler nelerdir ? "
Peki "acele ettirilen çocuk" psikolojisinden uzaklaştıracak, belki de çocukları depresyondan koruyacak öneriler var mıdır diye sorarsanız şu şekilde sıralayabilirim :

  • Çocuklarınızı ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirin. Bu sayede onların psiko-sosyal gelişimlerine katkıda bulunabilirsiniz.Ancak bu etkinliklerin iyi planlanması ve çocuğun kapasitesinin çok üzerinde olmaması gereklidir.
  • Serbest oyun oynamasına ve hayal kurmasına izin verin. Bu çocuklara bağımsızlık sağlar ve kim olduğunu hissettirir.
  • Çocuklarınızı dinleyin. Ancak bu sadece size ne söylediklerini değil beden duruşlarını, yüz ifadelerini, ses tonlarını da dinlemektir.
  • Çocuğunuzu boş boş dururken, hiçbir şey yapmıyorken, peçetelerden oyuncak yaparken ya da çizgi roman okurken gördüğünüzde rahat bırakın. İstediğini yapmaya devam etsin. Bu sayede yoğun bir gün içinde "çocukluğunu" yaşamasına izin verin. 

                                                                                                         Uzman Psikolog
                                                                                                         Belin Güner Nas

5 Ağustos 2014 Salı

ÇOCUKLA UYUMAK

ÇOCUKLA UYUMAK ÇÖZÜM DEĞİL, SORUN ÜRETİR !

Anne babalar küçük yaşlarda çeşitli endişelerle çocuklarının yanlarında yatmasına
izin verebiliyorlar.
Doğumdan sonra bebeği emzirmek daha kolay oluyor diyerek başlayan süreç çocuk için anne sıcaklığını vazgeçilmez kılıyor. Özellikle çaışan anne babaların çocukları öğle uykularını uzatıp,ebeveynleri eve geldikten sonra onlarla daha fazla vakit geçirmek için uyumaz ya da sık sık uykudan uyanır.

Anne babanın yanında kendini güvende hisseden çocuk güven duygusunu sürdürmek için anne baba ile yatmak ister hatta karanlıktan, canavardan, hayaletten korktuğunu ifade ederek kendine mazeretler üretebilir. Çocuğun korkularına ya da isteklerine yenik düşüp çocuğu yanına alan ebeveyn aslında bir alışkanlık yaratma sürecine girmiş olur. Özellikle 3‐4 yaşlarında korkulu rüyalar, kabuslar, gece ağlamaları ve sıçrayarak uyanmalar genelde her çocukta rastlanabilen durumlardır. Elbette bu durumların sıklığı, çocuğun değişen yaşam koşulları gibi etkenler takip edilmelidir.
Çocuğun yaşı büyüdükçe problemlerini onunla yatarak çözmek de mümkün olmayacaktır yani çocukla
yatıyor olmak çözüm değil problem yaratır. Bazı ailelerde ise birlikte uyma talebi çocuktan gelmez, eşlerden birinin şehir dışı seyahatleri, annenin yalnız yatmak istememesi, çocuğu eşe tercih etme gibi nedenlerle ebeveyn de çocuğu yatağa davet edebilir.Çocuğun kendi odasında ve yatağında uyuması anne babadan bağımsızlaşabilme, cinsel gelişim ve genelkişilik gelişimi için son derece önemlidir.




Çocuklardaki uyuma güçlüğünün belli başlı nedenleri şunlardır:

• Anne, baba aşırı hoşgörülüdür. Çocuk uyumamak için türlü bahaneler bulur. Onlar da her dediğini
yaparlar. Böylece her akşam evde bir kargaşa yaşanır, sinirler bozulur.
• Aile aşırı disiplinlidir. Çocuk bu katı tutuma tepkisini uykuya direnerek gösterebilir.
• Çocuğun odası rahatça uyumaya elverişli değildir. Ev aşırı gürültülü ve havasız olabilir.
• Baba eve geç geliyorsa, çocuk onunla daha çok birlikte olabilmek için uyumaz.
• Çocuk gündüz uykusunu alır ve gece daha az uyur.
• Çocuğun odasının ya da yatağının değiştirilmesi uyuma güçlüğüne neden olabilir.
• Kimi çocukların günlük uyku gereksinimi azdır. Sabah geç kalkan çocuğun akşam erkenden uykusu gelmez.
• Çoğu evde, akşam saatleri yaşanan canlılık çocuk için çekicidir. Televizyon seyredilir. Çocuk her zaman
bulamadığı bu ortamdan ayrılmak istemez.
• Kimi çocuk uyumayı annesinden ayrılma olarak değerlendirir ve bunun sıkıntısını duyar. Bu daha çok aşırı
anneye bağımlı çocuklarda görülür.
• Uyku saatine yakın oynanan hareketli oyunlar çocuğun uykusunu kaçırır.
• Aşırı sıcak ve soğuk rahat uyumaya engeldir.

Çocuk sizin yatağınızda yatmak isterse...

Buna izin vermeyin. Bazı çocuklar uyumadan önce veya gece yarısı uyanarak anne ve babalarıyla yatmak
isterler. Kısa bir süre için böyle bir şey yapmanız ileride büyük sorunlara yol açabilir. Sizinle birlikte yatması
çocukta cinsel uyarılar yapabilir. Yine, anne‐babalarıyla yatan çocuklarda anne babaya aşırı bağımlılık görülür.
Yatağınıza gelmek isteyen çocuğu azarlamadan kendi yatağına götürün. Eğer sakin değilse bir süre onunla ilgilenip,konuşarak sakinleşmesini sağlayın.
Çocuğunuzdan bütün alışkanlığını bir anda değiştirmesini beklemeyin adım adım değişiklikler yapın. Çocuk
anne babanın odasından ve yatağından kendi odasına ve yatağına geçemiyorsa önce siz onunla odasını paylaşın, çocuk kendi odasıyla bağ kurdukça hem kendini daha rahat hissedecektir hem de süreç çocuğu daha az yıpratacaktır.Çocuğunuzun kendi odasında ve yatağında yatmasına dair değişiklikler yapmaya karar verdiğinizde ona öğretmeye çalıştığınız her kural gibi önce nedenleri açıklayın ve kesinlikle geri adım atmayın.

Hem sizlere hem de çocuklarınıza huzurlu uykular dileriz.                                  Psikolog
                                                                                                                                      Gülşah Sütlüoğlu




23 Temmuz 2014 Çarşamba

0-2 YAŞ ARASI ÇOCUKLARIN DÖNEM ÖZELLİKLERİ

YENİDOĞAN:
Yenidoğan (bebek) algılar, işitir, görür, koku alır, acı duyar, etrafına bakabilir. Dokunulduğunda ya da yeri ve/veya pozisyonu değiştirildiğinde fark edebilir. Otomatik birkaç refleks ile dünyaya gelirler. Yakalama, emme, yutkunma, beden duruşundaki temel refleksler onlara ilk günlerinde yardımcı olur. Birkaç haftalık bebeğin gürültü çıkarma, tırmalama, tekmeleme, sallanma, sıçrama gibi temel hareketleri de vardır.
 Yenidoğan yaklaşık 25 cm uzaklıktaki parlak nesnelere duyarlıdır, görüşü zayıftır ama kendilerine yaklaştırılan nesneleri rahatça görebilirler. Bebekler doğduklarında duyma becerileri görme becerilerinden çok daha gelişmiştir. İşitme anne karnında başlamaktadır; o yüzden daha birkaç günlük bebek bile annesinin sesine diğer seslerden daha fazla duyarlı olduğunu gösteren işaretler verir. Yenidoğan 4 ayrı tat çeşidini kolaylıkla fark ve ayırt eder (acı, ekşi, tatlı, tuzlu). Tatlı sıvıları, diğer tatlara ya da belirsiz tatlara tercih eder. Birkaç haftalık bir bebek annesinin kokusunu diğer kokulardan çok net bir şekilde ayırt eder. Bebeklerin ilk sosyal davranışı annelerine olan bağlılıkları olarak kabul edilir. Dokunmanın vereceği rahatlık hissi anneye bağlılığın ilk nedeni sayılır. Sosyal becerileri sınırlı olsa da yeni doğmuş bir bebek, ağlayarak ihtiyaçlarını giderebilir. Ağlarken ve mırıldanırken konuşma için temel çalışmaları başlatmış bulunmaktadır. Nefesini kontrol etme, ses çıkarırken dudak, dil, çene kaslarının çalıştırılması ile dil becerisi için hazırlık yapmış olur. Öğrenme ise yenidoğanda doğum anından itibaren başlamış bulunmaktadır. Ağız, dokunma, koku alma vb. yoluyla elde ettiği duyumlar arttıkça bebek dünyaya dair daha çok veri sahibi olur ve öğrenme her an devam eder.

3 AYLIK BEBEKLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ:
Bebek 3 aylık olduğunda artık onunla konuşan yakınındaki kişiye doğru başını çevirebilir, bacaklarının tüm gücüyle tekme atabilir, boynunu dik tutabilir. Onda çağrışım yapan belli sesleri dikkatle dinler, gülümsemeye başlamıştır, “cıvıldama” adı verilen mutluluk ve haz anlamı taşıyan sesler çıkarır, hareketleri daha düzenli hale gelmiştir. Görme becerisi artmıştır, yüzlere odaklanır, yakınındakileri daha net görür. Artık nesnelerin konumundan çok ne olduklarıyla ilgilenme evresine girmiştir. O yüzden 3 aylık bebeklerde, dikkatli hatta kaş çatarak bakma görülür. Ani ve yüksek seslerden hala ürkmektedir. Sesin geldiği kaynağa doğru başını çevirebilir. Düzenli/ritmik ses duyduğunda sessizleşir ve sesi dinler. Annenin kokusundan ya da sesinden onun yaklaştığını fark eder ve sessizleşir ya da heyecanlanır ve coşku tepkileri verir. Diğer seslerdeki duyguları anlamaya başlar. Ses öfkeli ise ağlayarak tepki verir, ses yumuşak ve sevgi dolu ise gülümser. Bu evrede (ilk aydan 4. aya kadar olan sürede) bebek bir rastlantı eseri başarıya ulaştığı davranışı tekrarlamaya meyillidir. Öğrenmenin ilk göstergesi olan “ilk devresel tepkiler” görülür.

6 AYLIK BEBEKLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ:

6 aylık olduklarında, bebekler, bedensel gelişimin hayli hızlı olduğu bir döneme girmiştir. Artık destekle de olsa oturabilir, ellerini anlamlı şekilde hareket ettirebilir, ayaklarını elleriyle kavrar, kucağa alınmak istediğini kollarını yukarı kaldırarak belli eder, ayakta tutulduğunda yere çok belirgin olmasa da basar. Adıyla seslenildiğinde onun kendisi olduğunu bilir, aynadaki görüntüsüne gülümser. Tükenmeyen merak ve öğrenme güdüsü ile sesleri ve ilgisini çeken nesneleri ilgiyle takip eder. Sesleri yüzlerle eşleştirebilir. Ağlamaya ek olarak bağırma davranışı gelişir. Kıkırdama gülmesi ve sıkılma bağırması bu dönemde oluşur. Herşeyin ağza götürüldüğü bir dönemdir. Cisimleri ağız yoluyla öğrenme amaçtır (oral dönem). Sevdiği ve sevmediği tatları ayırt edebilir. Heceleyerek ya da ses yinelemesi yaparak dil gelişimin basamaklarını tırmanır.
 




9 AYLIK BEBEKLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ:

9 aya geldiklerinde bebekler, desteksiz 10-15 dakika oturabilmekte, dengeli şekilde öne eğilebilmekte, tüm bedenini etkin bir biçimde hareket ettirebilmekte, elleriyle kavrayabilmekte, sürünerek, yuvarlanarak ya da kıvrılarak ilerleyebilmekte, emeklemekte, bir yere tutunarak bir süre ayakta durabilmekte, ayakta tutulduğunda ise bir ayağını öbürünün önüne atarak anlamlı yürüme davranışı göstermektedir. Artık kendi isimlerini bilmekte ve onlara “hayır” dendiğinde bunu anlayabilmektedirler. Espri anlayışı gelişmiştir, yetişkinleri güldürmeyi sever, onlara başını yaslayarak ya da yüzünü bastırarak sevgi ifadelerinde bulunur. İstemediği bir şey olduğunda sinirlenir ve bunu belli eder. Tanıdık oyunları ve şarkıları fark eder ve tepki verir.
Kendisine uzatılan nesneleri algılar, tanır ve harekete geçer. Herşeyle görsel, işitsel ve ilgisel olarak büyük bir dikkatle uğraşır. Pek çok şey ilgisini çeker. Her şekilde yeni nesneleri deneyimlemek ister. Oral dönem devam etmekte olduğu için pek çok şeyin tadına bakmaya devam eder. Keşfetmek bu dönemin en belirgin özelliğidir. Bağımsızlığın ortaya çıkmaya başladığı bir dönemdir. Yabancılara karşı bir tedirginlik ortaya çıkarken anneden ayrılma endişesinin de oluştuğu gözlemlenir. İkili heceleme ve ritmik ses çıkarma görülür, konuşma becerisi günbegün gelişmektedir. Nesnenin sürekliliğini anlama geliştiği için saklanan nesneleri arar, bu da zekâlı davranışların ilk örüntüsünü oluşturur. Amaçlı eylemler bu dönemde görülmeye başlar.

 12 AYLIK BEBEKLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ:
1 yaşını doldurduğunda bebekler, doğdukları günden itibaren büyük bir gelişme göstermiş olurlar. Çok daha fazla hareket eder, iletişim, anlama ve kavrama becerilerinde önemli gelişmeler görülür. Söyleyebildiğinden çok daha fazlasını anlar, birkaç kelime söyleyebilir, duygularını ifade edebileceği yolları keşfetmiş durumdadır, yürüme başlamıştır, küçük nesneleri tutabilir, az bir destekle bardaktan içebilir, fırlatma, itme, çekme hareketlerini yapabilir, artık uzun süreli oturabilmektedir, işaret edebilir, basit sorulara işaret yoluyla yanıt verebilir, aile bireylerinin davranışlarını taklit edebilir. Birey olarak varlığının farkına vardığı önemli bir evrededir. Keşfetmeye bağlı ve paralel olarak bağımsızlığının artacağı bu dönem her türlü, bilişsel, davranışsal, iletişimsel becerilerinin ve gelişiminin desteklenebileceği bir süreçtir.
Duyma ve görme becerileri artık iyice gelişmiştir, istenilen nesneleri uzatabilecek algılama ve beceriye sahiptir, konuşma isteği hayli artmıştır, pek çok ses çıkartır, sesini yükseltip alçaltarak biriyle konuşur gibi anlamsız seslere sahiptir. Oral dönemden çıkmaya başladığı için artık nesneleri daha az ağzına götürür. Zihinsel becerileri gelişmiş; şekilleri uygun kalıplara koyabilmekte, legoları dizebilmekte, kuleler yapabilmekte, nesneleri birbirinin içine koyabilmekte, eşyaları döndürebilmektedir. İletişim becerileri de artan çocuk sosyalleşmekten, kalabalıkta bulunmaktan hoşlanır, sesleri dinler, sessizlikte ses çıkarır. “Hayır” dendiğinde davranışından vazgeçebilmektedir. Yabancılara karşı korku gelişebilir. “Bağlantı nesnesi” de denilen rahatlatıcı bir objeyi seçip yanında bulundurma davranışı gösterebilir. Kendi kendine yemek yeme davranışı, denemeleri sergileyebilir. 1 yaş çocuğu neredeyse herşeyi deneme yanılma yolu ile deneyimler. Bu tutum ve sonuçları da öğrenme sürecini aktif olarak devam ettirir.

18 AYLIK BEBEKLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ:
18 aylık olan bebek, çocukluk evresine girmeye hazırlanmıştır. Oyunları anlamlı hale gelir, taklitleri daha kişisel hale dönüşmüştür, ileri düşünmeye ve planlar yapmaya başlamıştır. Kalemle kâğıda çizme davranışı görülür, basit isteklerini ifade edebilir hale gelmiştir, net bir biçimde yürür, kısa süreli koşmalar başlamıştır. Büyük nesneleri yerde olmak kaydıyla itip çekebilir, tırmanma davranışı görülür, destekle merdiven çıkıp inebilir, çömelebilir ve yeniden ayağa kalkabilir. 3 parmak kavrayışıyla nesneleri rahatlıkla tutar. Seçtiği tek elini daha sık kullanmaya başlar, özellikle kalem tutma ile bu belirginleşir. Kaşığı tutar ve dökmeden ağzına götürebilir. Artık nesneleri ağzına götürmez. Odada birisi daha varken kendi kendine oynayabilir.
Sözcük sayısı 3 ile 30 arasında değişebilir. Basit cümlelere, emir ve ricalara uyar ve anlar. Şarkılardan hoşlanır ve söylemeye çalışır. Düşünme becerilerinin geliştiği gözlemlenir, gün içindeki aktiviteleri kendi kendine sergiler, daha kontrollü hareketlerde bulunur.



 2 YAŞA YAKLAŞIRKEN:
Çocukluğa doğru yaklaşırken, 18. aydan sonra bağımlılık ve karşı koyma arasında gidip gelir ve bu konuda dengesiz davranışlarda bulunur. Çocuk, çoğu zaman kuralları uymayı reddetmeye ya da ebeveyni durdurmaya ya da ebeveyne vurmaya başlayabilir. Akran iletişimi artmış olsa da bencilce davranışları oyun arkadaşı ile devam edecektir. Kızdığında hedef gözetmeden elindekini fırlatma davranışı sergileyebilir. Özellikle anneye olmakla beraber hala etrafındakilere duygusal açıdan bağımlı olan çocuk, dünyaya dair keşifleri artıp başarıya ulaştıkça bağımsızlık yolunda da ilerlemek isteyecektir. Bu dönemin aslında ergenliğin ilk provası olarak kabul edilmesi mümkündür. Ebeveynin kararlı, istikrarlı ve tutarlı tavırları çocuğun dünyaya dair güven algısını geliştirecek en önemli unsurdur.


                                         Psikolog Gül ÇELİK